Tıpta Türkçe Kullanımı

Bu yazı, 29 Ocak 2015’de, ağırlıklı olarak TOBB ETÜ Tıp Fakültesi Öğrencilerinden oluşan bir topluluğa yapılan sunuma (yansılar) eşlik edecek biçimde hazırlanmıştır.

TIPTA TÜRKÇE KULLANIMI

Merhaba!

Konuşmam, “Tıpta Türkçe Kullanımı” üzerine. Ben, tıbbi patoloji uzmanıyım. Gülhane’de ve Başkent Üniversitesinde öğretim üyesi olarak çalıştım. Artık emekliyim.

Sn. Dekanımız Dr. Ediz Demirpençe’ye daveti için çok teşekkür ederim .

TOBB ETÜ Tıp Fakültesi öğrencilerine bu konuyu sunmak için kollarımı sıvadığımda, düşündüğümden çok daha fazla zorlandım. Benim, Tıpta Türkçe Kullanımı konusundaki duyarlılığımı öğrencilerle ve meslektaşlarımla paylaştığım zamanlara göre çok şey değişti. Ülkemiz ve tıp eğitimimiz eskisi gibi değil. Dünya çoğu bakımdan eskisi gibi ama çok değişmiş gibi de görünebiliyor! Değişenlerin tartışmasız en önemlisi, bir bilgi kaynağı olarak İnternet. Çoğu kullanıcı, aradığı her bilgiyi internette bulabileceğine emin. Bir bilginin internette bulunmaması -eğer sansür nedeniyle değilse- o bilginin değersiz olduğunu kanıtlıyor artık! Konuşmamın metnini de bu akşam internette bulabileceksiniz.

Sizler, ülkemizde son 15-20 yılda yetişen en parlak öğrenciler arasındasınız. Kolay anlıyor, hızlı öğreniyorsunuz. Özünü, elinizdeki kaynaklardan en çok 5 dakikada kavrayacağınız bir konu size 45 dakikada anlatıldığında, içiniz daralıyor, kopuyor, “akıllı” telefonlarınızla ilgilenmeye başlıyorsunuz.

O yüzden, bu gün size bir şey öğretmeyi amaçlamıyorum. Burada konuştuklarımızdan sınava girmeyeceksiniz. Konuşmam bittikten sonra, bu salondan geldiğiniz gibi çıkabilir ve burada konuşulanları bir daha aklınıza bile getirmeyebilirsiniz. Hiç bir zorlama yok. Yapmaya çalışacağım şey yalnızca önemli olduğuna inandığım bir konuda farkındalık yaratmaya çalışmak, birkaç dakika için de olsa kendinizi sorgulamanızı sağlamak. Gerisi, tümüyle hayatın akışına bağlı; bir de size!

DİL ÜSTÜNE

Günümüzde konuşulan 6000 – 7000 kadar dil var. Türkçe ailesi, konuşan insanların sayısı yönünden, dünyanın en çok konuşulan dilleri arasında. Güncel varsayımlara göre, Türkçe yapısal olarak uzaktan Korece ve Japonca ile, daha yakın olarak Macarca ve Fince ile akraba. Yazı dilleri arasındaki farklılık sizi yanıltmasın; konuşulan diller, yazının bulunmasından onbinlerce yıl öncesinde ortaya çıktılar… Dilin yazıya dökülmesinde kullanılan işaretler, değişen koşullara göre hızla farklılaşabiliyor. En yakın örnek, Azerbaycan’ın Kril alfabesinden Latin alfabesine geçmesi.

Dilin temel işlevi karşılıklı anlaşmak. Bu kadar basit.

Biri öküzünü satmak, öteki öküz almak isteyen iki insan, dünyanın her yerinde, tek kelime konuşmadan anlaşmanın yolunu bulurlar. Aynı dili konuşmayan insanlar, karşılıklı olarak birbirinin gereksinimini karşılayabiliyorsa tek kelime etmeden işlerini görebilirler. Bu insanların kullandığı dil, sözcük içermese / alfabesi yok gibi görünse de, evrenseldir!

Basit alma-verme işinden uzaklaştıkça, dilin önemi artar. O yüzden birlikte yaşayan, aynı çevreyi paylaşan insanlar aynı dili konuştuklarında hayatları daha kolaylaşır. İşler daha hızlı ve doğru yapılabilir.
Diller, toplumdan topluma değiştiği gibi zaman içinde de değişir. Bu topraklarda 100 yıl önce konuşulan dili kolayca anlayamayabiliriz. Yüz yıl sonrası için de aynısı geçerli. Dahası, her uzmanlaşma alanının (meslek diyebiliriz) kendine özgü bir dili vardır. Denizcilerin, havacıların kullandığı, otomobil tamircilerinin kullandığı, sağlık çalışanlarının kullandığı diller böyledir. Bunlara genel olarak jargon (özgüdil) diyoruz. Jargon, dar bir alanda iletişimi kolaylaştır ama, dar alan dışında kullanıldığında, sağlıklı iletişimin önünde bir engel durumuna gelir. Tıp jargonu açısından sorun, tam da budur.

TIP DİLİ

Tıp dili dediğimizde, sağlık çalışanları ve sağlık hizmeti alanlar arasındaki iletişimde kullanılan özgüdili kastediyoruz. Bunun en önemli kısmını da doktor ile hasta arasındaki iletişim oluşturuyor.

Doktor-Hasta İlişkisinin Benzersizliği

İnsan (“birey” diyelim), bulunduğu kültür ortamına göre değişse de, vücudu ve duyguları ile ilgili her bilgiyi başkalarıyla paylaşmaz. Yakın zamana kadar, ömürleri boyunca evli kalan çiftler bile birbirlerini çıplak görmezlerdi. (Günümüzde de bu durum hiç nadir değil). Bedenini birbirine gösteren çiftlerin de birbirlerinden gizledikleri duygular, düşünceler vardır. Nedeni kendilerini ilgilendirir. Bu gizlilik, hangi nedenden kaynaklanıyor olursa olsun o kişiyi “birey” yapan özelliklerden biridir. Bu birey, arkadaşları ile, yakın bir akrabası ile, bir tezgahtar ile, polis ile konuşurken hep bir şeyleri gizler.
Her iki taraf için de iyi olan bir doktor – hasta ilişkisini benzersiz yapan fark işte buradadır : İki taraf da açıklığın getirilerinin gizliliğin götüreceklerinden fazla olduğuna emindir. Hastalar, kendilerine bile söyleyemediklerini doktorlarına söylerler, eşlerine bile açık olmayan fiziksel veya ruhsal alanlarını doktorlarına açarlar.

Tıp Dilini özel yapan, bu konuşmayı gerekli kılan, işte bu benzersiz durumdur. Hastanın doktoruna duyduğu, duyması gereken güvenin derecesidir.

Doktor, bu güveni hak etmek zorundadır. Bu, üniversiteye giriş puanının yüksek olmasıyla, kolay ezberleyebiliyor olmakla, çok okumakla hak edilmez. İşine ve hastaya değer vermekle hak edilebilir. Güvenin hak edilmesinin ön koşulu, iletişimin kusursuz olmasıdır. Hastanın anlayabileceği gibi konuşmak, ona değer vermektir. İşine değer vermektir. Dil, doktor ile hastanın arasında kalın bir perde gibi durmamalıdır.

TIPTA TÜRKÇE

Tıpta Türkçe, neden Belediye Otobüsünde Türkçe, Pazarda Türkçe, İnşaat İşlerinde Türkçeden daha önemlidir? Kuşku yok biliyorsunuz; “çünkü, doktor – hasta ilişkisi benzersizdir”.

Tıpta Türkçe kullanmak derken, önce sınırları çizelim. Günlük yaşantımızda Türkçe kullanıyoruz. Epey hırpalanmış, sakatlanmış, şaşırmış bir Türkçe! Yakın çevremiz ile iletişimdeyken hemen hiç sorun yaşamıyoruz. Birkaç harflik bir telefon mesajı bile kusursuz bir iletişim sağlamaya yetebiliyor. Yıllardır süren bir arkadaşlığı, 3-4 harflik bir mesaj ile bitirebiliyorsunuz! Öte yandan, arkadaşlarınız arasında kolayca anlaşılan kimi sözler anne-babanızının kaşlarının kalkmasına neden olabiliyor. Alışverişlerde, Nüfus Müdürlüğünde veya belediyede iş takip ederken de Türkçe kullanıyorsunuz ama sanki biraz daha farklı… Karşınızdakinin ne söylediğinizi tam olarak anlamasını istiyorsunuz. Siz de onu anlamak için gayret gösteriyorsunuz. Araba tamircisi şanzıman, marşpiyel, diferansiyel dediğinde, görünüşte Türkçe konuşuyorsunuz ama bir yandan da aptal gibi göründüğünüz hissine kapılıyorsunuz. Acaba bu sözcükler, basit bir iş için sizden fazla para koparmanın bir aracı mı? Giysi almaya çıktınız. Satıcı, “kumaşı perkale mi olsun, kreton mu yoksa şardone flanel mi” diye sorduğunda, kendinizi telefonunuz kadar akıllı bulmayabilirsiniz! Karşınızdakinin tam olarak ne dediğini anlamadığınızda, kendinizi nasıl hissediyorsunuz?

Günlük yaşamda pek çok dil kullanıyoruz! Anne-babamızla konuşurken, arkadaşlarımızla konuşurken, hocalarımızla konuşurken, bir tezgahtarla, bir garsonla konuşurken… Ancak, günlük yaşamımızın çok büyük bölümünü tıp doldurduğu için, diğer dillerde konuşurken de dilimizin ucuna hep tıpça sözcükler geliyor. Daha anlaşılır olmak için gerekli dikkati gösteremeyebiliyoruz. Ancak, özellikle hasta ile iletişimde, bu bahaneye sığınma hakkımız yok!

İngilizce Tıp Eğitimi üzerine hiç bir şey söylemeyeceğim bugün. Ancak, söyleyecek olsam, hangi sözcükleri seçeceğimi tahmin edebileceğinizi düşünüyorum.

AMAÇ – KAPSAM!

Bir balık, yüzerken hangi ülkenin karasularında olduğunun ayrımında olmaz. Bizler de konuşurken, sürekli olarak kiminle konuştuğumuza dikkat edemeyiz. Bu yüzden yanlış anlaşılmalar, gaflar, bazen ayrılıklar, kavgalar yaşanabilir. Öte yandan, her mesleğin kısmen kendine özgü bir dili vardır “jargon” dediğimiz. Tıbbın da bir jargonu var, kaçınılmaz olarak. Ameliyat sırasında ekibin kullandığı sözcükler böyle… Retina hastalıklarında belli lazerlerin tedavi amaçlı kullanımına odaklanmış doktorların bir araya geldiklerinde kullandıkları dil böyle… Ancak, doktorların kendilerini bu jargona kaptırmaları, bunu günlük yaşamda da doğal bulmaları ve hastaları ile iletişimde bu “kirli” dili kullanmaları kabul edilemez. Konuşmamın özü bu işte!

Size, hastalarla nasıl konuşacağınızı anlatmayacağım. Şunu yapın bunu yapmayın demeyeceğim.
Sadece, kullandığımız dilden “tıp dilimizden” örnekler vereceğim ve aklıma takılan bazı soruları soracağım. Bu soruların yanıtlarını kesin olarak bilmiyorum. Ancak, bunları sormanın gerekli olduğuna inanıyorum. Kendi yanıtlarınızı siz bulmalısınız.

Lütfen, bu konuşmada vereceğim örneklere takılmayın.
Günümüzün önemli bir bölümü “bizim gibi” konuşan insanların arasında geçiyor.
İnsanın, bir doktor arkadaşı ile konuşurken farklı, hasta ile konuşurken farklı,
eşi-dostu ailesi ile konuşurken farklı bir dil konuşması bir yere kadar kaçınılmaz… Bir yere kadar!
Eş-dost, arkadaşlar, aile, o an söylediğinizi anlamadıklarında bunun çözümünü bulabiliyorlar.
Hastalar, sizi anlamadığında böyle olmuyor.
Onlar size kolayca ulaşamıyorlar. Hastaların dörtte üçü, sizi anlamadıklarını size söyleyemiyor!!!
Yanlış anladıkları sözlerinizin en ağır bedelini onlar ödüyorlar.
O yüzden, konuşmamın amacı,
“yaşamınızın her parçasında” aynı, sade, anlaşılır, konuşma dilini kullanmanızı özendirmek.
Kolay anlaşılır Türkçesi olan sözcükleri başka garip biçimlerde söylerken rahatsız olmanızı sağlamak.
Dili istediğiniz zaman istediğiniz gibi kullanmaya hakkınız olmadığını vurgulamak.

En az bir yabancı dili “çok çok iyi” bilmenizin zorunlu olduğuna inanıyorum.
O, apayrı bir konu.

ÖRNEKLER – YANSILAR

(Konuşmada kullanılan yansılara (pdf) buradan erişebilirsiniz : Yansılar).

SONUÇ

Sizin, kiminle nerede nasıl konuşacağınıza kim karışabilir? Hemen “hiç kimse!” demeyin. Bütün bu eğitim, bu fakülteler, öğretim üyeleri, hastaneler kimin için? Hastalar için. (Unutmayın, tüm doktorlar aynı zamanda potansiyel hastalardır). Biz, hastalar için doktorluk yapıyoruz. Onlar bizi anlamıyorsa, yaptığımız, yapmaya çalıştığımız işin ne anlamı olabilir? Sanıyorum siz de, hastaların bizim nasıl konuşacağımıza karışmaya hakları olduğunu kabul edersiniz.
Hastanın anlayacağı biçimde konuşmak, yalnızca bir görev değil; hastaya, işimize ve kendimize saygının gereğidir.

Hastasına saygı duymayan bir doktor uzun erimde kendine saygısını da yitirir. Bunun tersi de doğrudur. Kendine saygısı olmayan bir doktordan hastasına saygı göstermesini beklemek boşunadır.

Bunca yıllık çabanız, eğitiminiz, özgüveniniz, kendinize saygınız hastalarla / daha doğrusu herkesle nasıl konuşacağınızı etkilemeli.

Hastanızla konuşurken, her şeyi tane tane anlattığınızı düşünmenize karşın onun kendini aptal gibi hissetmesine neden oluyorsanız, yanlış yapıyorsunuz demektir. İşinizi iyi yapmıyorsunuz demektir.

“If you can’t explain it simply, you don’t understand it well enough”.
Albert Einstein.

Konuşmalarımıza yabancı ve anlaşılmaz sözcükler katmamız, özensizlik veya ilgisizlikten kaynaklanabilir. Ancak, aynı derecede olası ve kimileri için geçerli olan bir durum daha vardır:
Kendi dilimizi de, biliyormuş gibi yaptığımız yabancı dilleri de sandığımız kadar iyi bilmiyor olabiliriz. Konuşurken bir kavram ve sözcük çorbası yapmamız, bu bilgisizliği gizlemeye çalışmak içindir belki!

Nedeni bırakıp sonuca bakalım. Hastalarımız bizi anlamıyor. Daha da kötüsü, bizi anlamadıklarını dile getiremiyorlar. Bunun böyle sürüp gitmesini izlememeliyiz.

Çözüm, HER ORTAMDA daha sade, daha anlaşılır, daha Türkçe konuşmaya çalışmak…
Bu kadar basit.