Meme kanseri konusunda sorular, yanıtlar.

Meme kanseri, pek çok ülkede olduğu gibi, ülkemizde de, kadınlarda sık görülen kanserlerden biridir. Kadınlarda kanser nedeniyle olan ölümlerin önemli bir kısmının da nedeni meme kanseridir.

Ne kadar sıktır?

Amerika Birleşik Devletlerinde yapılan istatistiklere göre, 1994 yılında, Amerika’da 46 bin kadının bu kanser nedeniyle öldüğü bildirilmektedir. Her sekiz-on kadından birinde meme kanseri görüleceği ve bunların da yaklaşık üçte birinin meme kanserinden öleceği hesaplanmaktadır. Ülkemiz için görülme sıklığının biraz daha düşük olabileceği tahmin edilmektedir.

Erken tanı konmasının yararı var mı?

Meme kanserinin bazı tipleri, erken tanındıklarında çok iyi biçimde tedavi edilebilmektedir. Dolayısıyla, hem hastaların hem doktorların bu kanseri olabildiğince erken tanımak için elden gelen gayreti göstermeleri gerekir.

Meme kanserinin bütün türleri aynı derecede mi kötüdür?

Meme kanserinin değişik türleri vardır. Bunların tedavileri ve hasta üzerindeki etkileri de farklı olabilmektedir. En iyi sonuçlar, küçük ve çevreye yayılmamış kanserlerde alınmaktadır.

Meme kanseri açısından hangi riskleri taşıyorum?

Annenizde, kızkardeşinizde veya teyzenizde meme kanseri varsa, sizin için de risk yüksektir. Bunlardan birinde kanser olması, sizin meme kanseri olma riskinizi iki kat artırır. İki yakınınızda meme kanseri varsa, risk 3 katına çıkar.

Diğer risk faktörleri şunlardır: Adetlerin küçük yaşta başlaması, çocuksuz olma veya ileri yaşlarda çocuk doğurma. Ayrıca, daha az da olsa; sigara kullanımının, aşırı yağlı yemekler ve şişmanlığın da riski artırdığı düşünülmektedir.

Ne yapabilirim?

Kanserlerin küçükken yakalanmalarını sağlayan üç önemli yöntem vardır:

  • Kişinin kendi memesini muayene etmesi.
  • Doktor muayenesi
  • Mammografi

Ultrasonografi de meme kanserinin saptanmasında önemli bir yöntemdir.

Kişinin kendi memesini muayene etmesi

Bir kadının kendi kendine yapabileceği en önemli muayenedir. Her ay yapılması önerilmektedir. Ortam, rahat ve ılık olmalı, muayene sırasında tüm ayrıntılara dikkat edilmelidir. Kişinin kendini muayene etmesi, doktor muayenesi ve diğer incelemelerin yerini tutmaz. Deneyimli doktorlar tarafından yapıldığında bile, bazı kanserler el ile muayenede saptanamazlar.

Fibrokistik hastalık / Memelerde yumrular olması

Pek çok kadın memesini muayene ettiğinde yumrularla karşılaşır. Bu nedenle telaşlanan,  üzülenler de olabilir. Bu yüzden, her kadının kendi memesindeki bu “normal” sertliklerin yerlerini ve kıvamlarını iyi bilmesi gerekir. Eğer “her zamankinden farklı” bir sertlik hissederseniz, mutlaka bir uzman doktora görünmelisiniz. Meme kanserlerinin önemli bir bölümü, ilk kez, kendi kendini muayene sırasında dikkati çeker. Erken tanı, daha sonra ortaya çıkabilecek sorunları azaltabilir; hastanın yaşam süresine de katkıda bulunabilir. Bir kitlenin küçük iken saptanması, tedavinin de daha kolay ve hasta açısından daha kolay kabul edilebilir nitelikte olmasını sağlayabilir.

Kendi mememi, ne zaman muayene etmeliyim?

Çoğu uzman, kadınların adet görmelerinden bir hafta sonra bu muayeneyi yapmalarını önermektedir. Doğum kontrol hapı kullananlar ise, hapa başladıktan sonraki ilk hafta içinde muayenelerini yapmalıdırlar. Diğer zamanlarda memelerdeki normal yapılar ve kistler daha irileşebilirler. Bu hem akıl karıştırıcı olur, hem de muayene ağrılı olabileceği için rahatsız edici hale gelebilir. Öte yandan, memeleri hiç muayene etmemektense, ayın her hangi bir günü muayene etmek elbette çok daha iyidir.

Kendi mememi nasıl muayene edebilirim?

Önce, rahat ve ılık bir yerde sırtüstü uzanın. Sol kolunuzu kaldırıp, sol elinizi başınızın altına koyun. Sağ elinizle sol memenizi aşağıdaki biçimde muayene etmeye başlayın.

Göğüs kafesinizin ön yüzünde, sağda ve solda iki dikdörtgen olduğunu düşünün. Memeleriniz bu dikdörtgenlerin ortasında olsunlar. Diktörtgenlerin birer köşeleri koltukaltınızda olacaktır. (Memenin koltuk altına yakın kısımlarını muayene ederken özellikle dikkatli olun; meme kanserleri en çok burada bulunmaktadır).

İki-üç parmağınızı birleştirerek, sol koltukaltınızdan aşağı doğru dikdörtgenin dış kenarı boyunca inin. Alttaki köşeye ulaşınca, parmaklarınızı 2-3 cm kadar içe doğru çekip bu defa yukarı doğru çıkın. Köprücük kemiğine (sağdaki dikdörtgenin üst kenarına) geldiğinizde yine 2-3 cm içe gelip aşağı doğru inin. Tüm memeyi muayene edene kadar bunu sürdürün.

Sağ memeyi sol elle, sol memeyi sağ elle muayene etmeniz gerektiğini unutmayın. Muayene sırasında, parmaklarınızın ucuyla 1-2 cm çapında daireler çizecek hareketler yapın. Elinizi değişik derecelerde bastırarak deriyi, memeyi ve alttaki göğüs kafesi kemiklerini ayrı ayrı hissetmeye çalışın.

Size şüpheli gelen sertliklerin yerlerini unutmayın. Bunların çoğunun “normal” olduğunu aklınızdan çıkarmayın. Şüpheniz devam ediyorsa, uzman bir doktora danışın. Kendi kendinizi düzenli olarak muayene etmek sizi rahatlatacak ve bir güven duygusu sağlayacaktır. Ancak, meme kanserini “erken yakalama” yönünden “kendini muayene”, hiç bir zaman doktor muayenesi ve radyolojik incelemenin yerini tutamaz. Bu nedenle, memelerinizde kendi muayeneniz ile hiç bir anormallik bulmasanız bile, uzman bir doktora görünmeniz gerektiğini unutmamalısınız.

Memenin doktor tarafından muayenesi

Bu muayenenin hiç değilse yılda bir kez yapılması gerekmektedir. Muayene sırasında, kendi kendinizi nasıl daha iyi muayene edebileceğinizi de sorabilir ve şüpheli bulduğunuz sertlikler konusunda doktorun değerlendirmesini öğrenebilirsiniz. Bu, çoğu kez sizi rahatlatacaktır.

Memede kistler olduğunda doktor, adetinizden sonraki hafta içinde yeniden muayeneye gelmenizi isteyebilir. Bir sertliğin ne zamandır orada olduğu sorulabilir; bu yüzden, kendi kendinizi muayene ederken elinize gelen bir sertlik bulduğunuzda, tarihi bir yere kaydetmeniz yararlı olacaktır. Bazen, doktor, daha emin olmak için sizi birkaç hafta veya ay içinde yeniden muayene etmek isteyebilir veya mamografinin gerekli olduğunu söyleyebilir.

Mammografi nedir?

Meme kanserinin erken yakalanmasında sizin ve doktorunuzun yaptığı muayenelere katkı sağlayan  çok değerli bir radyolojik inceleme yöntemidir. Elli yaşın üzerindeki kadınlarda her yıl mammografi çekilmesinin gerekli olduğu düşünülmektedir.

Kırk-elli yaşlarında mammografinin ne derecede gerekli olduğu tartışmalı olmakla birlikte, bu dönemde hiç değilse iki yılda bir mammografi çekilmesinin yararlı olduğunu söyleyenler bulunmaktadır. Bu incelemelerin tüm amacı, kanserleri bazen elle muayenede bile farkedilemeyecek kadar küçükken yakalayabilmektir. Mammografi, hasta veya doktorun eline “anormal” bir sertlik geldiğinde de istenir.

Mammografi ile tüm kanserlerin mutlaka yakalanabileceği zannedilmemelidir. Kişinin kendi memesini muayenesi, doktor muayenesi ve mammografi, kanseri yakalamak için hep birlikte başvurulması gereken yöntemlerdir. Çoğu zaman, ultrasonografi de bunlara eklenir.

Meme biyopsileri niye yapılır?

Memesinde sertlik bulunan pek çok kadında biyopsi gündeme gelir. En basit yöntem, ince bir iğne kullanılarak şüphe edilen sertlikten örnek almaktır (ince iğne aspirasyonu). Bu bir kist ise, işlem sırasında kist sıvısının gelmesi ile hem sertlik kaybolur hem de hasta rahatlar. Kanserlerin kist halinde olması olasılığı çok düşüktür. Alınan sıvı veya hücreler, patoloji uzmanı tarafından incelenir ve bu örnekte kanser olup olmadığını belirten bir rapor düzenlenir. İğne ile örnek alma, genellikle acısız bir işlemdir; memenin veya hastanın uyuşturulmasına gerek duyulmaz.

Daha kalın, geniş çaplı bir iğne kullanılarak memeden ince bir silindir biçiminde (çoğu kez kibrit çöpü kalınlığında) doku örneği alınması da sık başvurulan bir işlemdir (iğne biyopsisi).

Bunlardan daha geniş kapsamlı bir işlem olan eksizyonel biyopside, ele gelen sertliğin tümü veya bir kısmı cerrah tarafından çıkartılır. Bu işlem için yalnızca memenin uyuşturulması yeterli olabileceği gibi, daha geniş anesteziye de başvurulabilir. Çıkarılan dokunun patoloji uzmanı tarafında mikroskop altında incelenmesiyle kesin tanının konulması mümkün olur.

ÖZET

Meme kanseri, hemen her 8 kadından birinde görülebilecek denli sıktır. Kendi kendini muayene, doktor muayenesi ve mammografi; hastalığın seyrini önemli derecede etkileyebilir. Erken tanı ve erken tedavi, çoğu durumda bu hastalığın kökünü kazıyabilme olasılığı demektir.

Patoloji Raporları

Hastalara ve yakınlarına bilgi vermeyi amaçlayan bu yazı, Dr. Ed Uthman tarafından hazırlanmış olan benzer içerikli İngilizce bir makaleden ilham alınarak yazılmıştır.

Buradaki bilgileri yeterli bulmazsanız; daha ayrıntılı açıklamalar için öncelikle doktorunuza başvurmanız gerekir. Çoğu kurumda, patoloji uzmanları da size bir takım açıklamalar yapabilir. Yanıtlarını patoloji.gen.tr sitesinin diğer ziyaretçilerinin de merak edeceğini düşündüğünüz soruları buraya yollayabilirsiniz.

Genel Bilgiler

Patoloji, yalnızca yataklı tedavi kurumlarında (hastanelerde) hizmet veren bir tıp dalıdır. Tıp ile doğrudan ilgisi olmayanlar, genellikle böyle bir dalın varlığından bile habersizdir. Oysa patoloji, tıp eğitiminde çok önemli yeri ve ağırlığı olan bir daldır. Çoğu hasta, patoloji sözcüğünü ilk kez doktorlarından duyar. Bu da, röntgen çektirmek ve kan vermek gibi bir “tetkik”tir. Patoloji, bir de artık çok nadir olarak yapılan “tıbbi otopsi”den sorumludur.

Patoloji tarafından incelenecek örnekler asıl olarak iki grupta değerlendirilir:

  1. Vücuttan küçük veya büyük bir ameliyat ile çıkartılan dokular/organlar;
  2. Vücuttan iğne ile alınan hücreler, kendiliğinden dökülen hücreler veya vücut sıvıları. (Bunların en yaygın olanı “servikovaginal yayma“dır).

Yukarıdaki yollardan biriyle alınan doku/organ/hücre topluluğu/sıvılar “örnek” olarak adlandırılır. Örneklerin ilk grubu için “Biyopsi Raporu”, ikincisi için “Sitoloji Raporu” düzenlenir.

Bu örnekler, Üniversite Hastanelerinde “Patoloji Anabilim Dalı”nda, Devlet Hastanelerinde “Patoloji Servisi”nde incelenirler. Örnek teslim alınırken, üzerine hangi hastaya ait olduğunu belirten isim ve numaralar yazılır. Bu numara, patoloji raporunda da belirtilir. Üniversite hastanelerinde, raporun hazırlanması aşamasında uzmanlık öğrencileri de (asistanlar) görev yapar. Ancak, tüm inceleme sonuçları patoloji uzmanları tarafından rapor edilir. Çoğu Üniversite Hastanesinde ve bazı büyük Devlet Hastanelerinde belli organ/dokular o konuda özel ilgisi/eğitimi bulunan uzmanlar tarafından değerlendirilir.

Hastalardan alınan örneklerin mikroskopta incelenebilir duruma getirilmeleri için bir dizi işlem yapılır. Bu işlemler duruma göre birkaç dakika ile birkaç gün arasında değişen süreler alabilir.

Patologlar, değerlendirmelerinin önemli bir kısmını mikroskop başında yaparlar. Ancak, hastanın yakınmaları, doktor muayenesinde saptananlar ve laboratuar testlerinin sonuçları da tanı konulmasına yardımcı olur. Bu nedenle,patologlar zaman zaman hasta ve/veya doktoru ile doğrudan temas sağlamaya gerek duyabilirler.

Raporun Bölümleri

Bir patoloji raporunda,

  • hastanın adı soyadı,
  • yaşı
  • raporun numarası
  • örneğin alındığı tarih ve
  • rapor tarihi

bulunur. Patoloji raporunda, teslim alınıp incelenen örneğin özellikleri de (sayısı, boyutları, rengi v.b.) yer alır. Bu, yukarıda (1.) grup olarak adlandırılan örneklerde genellikle

  • Makroskopi

başlığı altında tanımlanır. Doktorlar ve hastalar, incelemenin doğru örnek üzerinde yapılıp yapılmadığını bu açıklamaya bakarak anlayabilirler. “Parçanın karışmış olabileceği endişesi” de böylece giderilebilir.

İkinci grupta yer alan örnekler “sitoloji” olarak adlandırılırlar. Bunların dış görünüşü ve diğer özellikleri de bazı patoloji laboratuarlarının raporlarında yer almaktadır. Raporda,

  • Mikroskopi

başlığı altında yer verilebilen açıklamalar çoğu kez doktordan doktora ek mesaj biçimindedir. Anlaşılması için biyoloji ve mikroanatomi bilgisi gerektiren bu alandaki bilgilerin tıp eğitimi olmayanlar için genellikle anlamı yoktur.

Hastaların -tam olarak anlamasalar bile- merakla okudukları kısım,

  • Tanı

başlığı altında yer alır. Burada, örneğin alındığı organ/doku ve alınma biçimi ile ilgili bilgilere de (tanıdan önce veya sonra) yer verilebilmektedir. Çok sık görülen “appendisit” durumunda hazırlanan biyopsi raporlarının tipik tanı bölümü aşağıdadır:

Appendiks (incelenen organ), appendektomi (işlem):
Akut appendisit (patolojik inceleme sonucu).

 

Daha ağır bir hastalık olan mesane (idrar torbası) kanserinde ise şöyle bir raporla karşılaşılabilir:

Mesane (incelenen organ), sistoskobik biyopsi (işlem):
Yüksek dereceli papiller ürotelyal neoplazm (patolojik inceleme sonucu ve derecelendirme).
Tümör, kas tabakasına infiltredir (hastalığın ilerlemiş olduğunu belirten ek bilgi).

 

Tanı kısmında, ek açıklamalara veya önerilere de yer verilebilmektedir. Bunlar, hastanın doktoruna yönelik notlar olarak değerlendirilebilir. Ek bilgiler arasında; tanı konulan hastalığın şiddeti, derecesi, yaygın olup olmadığı bulunabilir. Gerektiğinde, “biyopsinin tekrarlanması önerilir” gibi bir ifade de raporda yer alabilir. Bu önerinin hasta açısından uygun olup olmadığını değerlendirmek hastadan sorumlu doktorun görevidir. Özellikle (2.) grupta yer alan “sitolojik” incelemelerden sonra hastadan doku/organ örneği alınması gündeme gelebilmektedir.

Hastaların kendilerine konulan tanıyı “kendi anlayacakları terimlerle” öğrenme hakları vardır. Hastayı bu yönden aydınlatma görevi, sorumlu hekime aittir. Kendilerine danışıldığında, bazı patologlar da -sınırlı biçimde- tanı ile ilgili bilgi vermektedir. Bu konudaki en sağlıklı yaklaşım, hastanın tüm bilgi gereksinimlerinin “tedaviyi üstlenen doktor” tarafından karşılanmasıdır.

Patoloji raporunda yer alan “tanı”, tedavi ile ilgili tüm kararları tek başına belirleyici olmayabilir. Eş-dost, internet ve konuya uzak doktorların “tanı” konusunda sağlayabilecekleri ek bilgilere gerektiğinden fazla değer verilmemelidir. Patoloji raporundaki “tanı”ya (teşhis) anlam kazandıran; hastanın kendi doktorunun değerlendirmesidir.

Raporun İnandırıcılığı

Hastaların, özellikle kendilerine “kanser” tanısı konduğunda bu tanıya inanmakta güçlük çekmeleri sık karşılaşılan bir durumdur. (Bakınız: Sıkça sorular sorular)  Bu tepkinin bir parçası olarak; bazı hastalar, kendilerinden alınan örneğin başkasınınki ile karıştırılmış olabileceğini de düşünürler. Bu tür bir kuşku, çoğu kez temelsizdir. Örnek olarak; 20 yıldır günde 1-2 paket sigara içen, kan tükürme yakınmasıyla hekime başvuran ve akciğer filminde hastalıklı bir bölge saptanan bir hasta bile, balgamında “kanser hücreleri” görüldüğünde buna inanmakta güçlük çekebilmektedir. Bu tür tepkiler, bir ölçüde doğal kabul edilebilir ve genellikle tedaviyi aksatacak boyuta ulaşmaz. Ancak, bazı hastalarda (ve onlar tarafından etkilenen yakınlarında) bu tepki döneminde “tanı”nın başka bir merkezde “doğrulatılması” isteği ortaya çıkmaktadır. Bu istek, tedaviden sorumlu doktora iletilmelidir.

Konsültasyon

Tedaviden sorumlu olacak doktorun “tanı” ile ilgili kuşkuya katılması veya bu kuşkuyu gidermek için diğer yöntemlerin yetersiz kalması durumunda “konsültasyon” istenir. Bu istek, sorumlu doktor tarafından ilgili patoloğa iletilir. Patoloğun tanıda ısrarlı olması durumunda; aynı kurumda görevli bir başka patoloji uzmanına danışılabileceği gibi, başka bir kuruma da başvurulabilir. Konsültasyonun kim ile yapılacağı konusunda mutlaka tanı koyan patoloğun görüşü alınmalıdır. Çünkü, söz konusu hastalığın tanısı konusunda hangi patologların daha bilgili/deneyimli olduklarını en iyi bilen genellikle ilk tanıyı koyan patologdur. (Her zaman rapora yansıtılmasa da, patologlar, seyrek görülen hastalıkları rapor etmeden önce genellikle kendi meslektaşlarına danışırlar). Kulaktan dolma bilgilerle yapılacak bir konsültasyon, işleri daha da karıştırabilir ve hastanın zarar görmesine neden olabilir.

Rapor Süresi

Bir doku örneğinin patoloji laboratuarı tarafından teslim alınmasından, bir “biyopsi raporu” düzenlenmesine kadar geçen süre çok değişkendir. Bu süreyi belirleyen faktörler arasında şunlar sayılabilir:

  • örneğin niteliği (kemikler daha uzun süre alır)
  • hastalığın niteliği (tanısı özel işlem gerektiren hastalıklar daha uzun süre alır)
  • laboratuarın niteliği (eğitim verilen kurumlarda süre daha uzun olabilir)

Kurumlar arasında büyük farklılıklar olmakla birlikte, biyopsi raporlarının süresi hakkında şunlar söylenebilir: Özel laboratuarlar 1-2 günde, Üniversite hastanelerinin Patoloji Ana Bilim Dalları 5-9 günde rapor vermektedir. Bazen, rapor etme süresi 1 aya yaklaşabilmektedir. Bir raporun “geç” çıkmasının tek nedeninin “ihmal” olduğu düşünülmemelidir. Hastalar; kendilerini tanımayan bir patoloğun o rapor nedeniyle uykusuz kalmış olabileceğine pek ihtimal vermeseler de, bu nadir olmayan bir durumdur. Raporun çok hızlı çıkmış olması da tüm değerlendirmelerin “çok iyi” olduğu anlamına gelmez. Gelişmiş ülkelerde ortalama rapor süresi 2-3 gün kadardır.

Sitolojik inceleme raporları genel olarak daha kısa sürede hazırlanır.

Rapor süresi konusunda “aceleci” olanların dikkat etmeleri gereken yarı şaka yarı ciddi bir kural vardır: Bir patolojik incelemenin

  • doğru
  • hızlı
  • ucuz

yapılabilmesi mümkündür. Ancak; bunların en çok ikisi birlikte istenebilir!

Örneklerin Saklanması

Ülkemizde, hastadan alınan örneklerin ne biçimde ve ne kadar süre saklanacağı konusunda bağlayıcı bir yönetmelik yakın zamanda yayımlanmıştır. Buna göre, hastadan alınan örneklerin, hazırlanan parafin blokların ve preparatların belli süreler saklanması zorunludur. Bu süreler, herhangi bir hastalığın kesin tanısının konması, tedavisinin planlanması ve tedavi sürecinin değerlendirilmesini kapsayacak denli uzundur (yıllar).

Saklanan doku/organ, parafin blok ve preparatların “sahibi” hastanın kendisi olduğu için; hastanın bakımı ve tedavisi yönünden gerekli olduğunda, bunların hastaya verilmesi gerekir. (Bakınız: Sıkça sorular sorular).